Arı Ürünleri

İnsanoğlu ilk arıcılığa başladığından beri, arı ürünlerinin tıpta kullanımı önemli olmuştur. Bal, arı poleni, propolis, arı sütü (royal jelly), balmumu, ve arı zehri gibi balarısı ürünleri geleneksel tıpta uzun süredir kullanılmaktadır. Apiterapinin (arı ürünleri ile tedavi) tam başlangıcı antik Mısır, Yunanistan ve Çin’e kadar uzanabilir. Balın ve diğer arı ürünlerinin iyileştirici özellikleri birçok dini metinde yer almaktadır. Romalılar balı savaş sonrasında yaralarını iyileştirmek için kullanırlardı.

Çeşitli etnik grupların kullandığı geleneksel tıbbı araştıran “etnotıp” karmaşık farklı disiplinleri içeren bir sistemdir. Etno-botanik ve tıbbi antropolojinin yöntemlerini uygular ve bitkilerin ve doğal ortamın kullanımından oluşur. Çok eski zamanlardan bu yana hayvan ürünleri çeşitli kültürlerde kullanılan tıbbi maddelerin keşfinin bir bölümünü oluşturur. Teknolojik gelişmelere rağmen bitkisel ilaçların yanında arı ürünleri hala Üçüncü Dünya’daki nüfusun çoğunluğunda ve Batı’daki ölümcül hastalığı olan kişilerde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Günümüzdeki birçok değerli ilaç yöresel şifa ürünlerinin araştırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Etnotıp bin yıllar boyunca insanları için şifa kaynağı olmasına rağmen, etnotıp ve etno-eczacılık konusunu araştırmaya yönelik ilgi ancak son on yılda çok büyük oranda artış göstermiştir.

Ham halindeki arı ürünleri ile birlikte işlenmemiş özütler ve bunlardan elde edilen saflaştırılmış bileşenlerin antimikrobik, antienflamatuar, antioksidatif, radyasyondan koruyucu ve doku yenileyici özellikleri olduğu gösterilmiştir. Yakın tarihli bazı çalışmalar doğal balarısı ürünlerinin bağışıklığı düzenleyici özellikler gösterdiğini, tümör hücresi büyümesi ve metastazı inhibe ettiğini ve kanser hücrelerinin apoptozunu indüklediğini ortaya çıkarmıştır. Bu biyoaktif doğal ürünler diğer özelliklerinin yanında, kanser, otoimmün hastalıklar, Alzheimer, Lyme hastalığı ve antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların yönetilmesine yardımcı olabilir. Antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlara ve aşırı ilaç kullanımına ilişkin artan tehdit nedeniyle doğal çok amaçlı iyileştirme tedavisi olarak balarısı ürünlerine dönüş tüm dünyada mantıklı hale gelmiştir.

Balmumu

Apismellifera’dan elde edilen saf balmumu doymuş ve doymamış mono esterler, di-esterler, doymuş ve doymamış hidrokarbonlar, serbest asitler ve hidroksi polyesterlerin dahil olduğu yüzlerce (tam söylemek gerekirse 284) farklı bileşen içerir.

Balmumu, genç yavruları arı sütü ile besledikten ve nektar ve polen toplamak üzere kovandan ayrılmadan önce kovandaki (2 – 3 haftalık) genç arılar tarafından üretilir; bal ile dolu işçi arılar, karınlarının alt bölümünde yer alan sekiz mum bezinden küçük, renksiz mum pulcukları salgılar. Bunlar daha sonra diğer işçi arılar tarafından alınır ve tükürük ve enzimlerin etkisi ile bükülebilir, opak parçalar haline gelene kadar çiğnenir. Bir kere çiğnendikten, tekrar çiğnendikten ve peteğe yapıştırıldıktan sonra, bunlar kovanın yapı taşlarını oluşturur – bal peteğinin altıgen gözleri.

Kovanın bu çok önemli unsuru olan balmumu, yavrular için petek gözleri inşa etmek amacıyla kullanılır ve propolis ile karıştırıldığında kovandaki çatlakları kapar ve yavruları enfeksiyondan korur. Balmumu ayrıca bal için depolama gözleri oluşturmak ve olgunlaşmış gözlerin üstünü kapatmak için de kullanılır.

Tüm arı ürünleri içinde balmumu her zaman en çok yönlü ve en yaygın olarak kullanılan materyal olmuştur. Tarih boyunca balmumu baldan daha değerli olmuştur ve Avrupa’nın bazı bölümlerinde yasal ödeme aracı olarak bile kabul edilmiştir; örneğin insanlar vergilerini balmumu ile ödemiştir! Tarihte balmumu, zanaatkârlar tarafından model yaratmak için kullanıldı; rahipler balmumunu ölüleri mumyalamak için kullandı; ahşap işlerini yapıştırmak için yapışkan görevi gördü; Roma İmparatorluğu zamanında duvarlardaki su sızıntısını önlemek için kullanıldı; cila ve kayganlaştırıcı olarak kullanıldı; yazı tableti işlevi gördü; dikiş ipliğini güçlendirdi ve nem geçirmez bir dış katman (peynirde olduğu gibi) oluşturarak gıdaların korunmasında kullanıldı. Tabii ki en iyi, temiz ve uzun süre yanan ve geride çok az mum kalıntısı bırakan (veya hiç bırakmayan) mumlar balmumundan yapılır. Yüzyıllar boyunca balmumundan yapılmış mumlar Katolik kiliselerinde kullanılan tek aydınlatma kaynağıydı; balmumumun bir saflık sembolü olduğuna inanıyorlardı.

Bugün balmumunun kozmetik, gıda ve ilaç sektöründen mumlara, model yapımına ve cilalara kadar onlarca farklı kullanım şekli vardır. Artık yasal bir ödeme aracı olarak kabul edilmese de, balmumu hala kovandan elde edilen değerli bir üründür ve birçok tüketici için “tamamen doğal”, tercih edilen bir içerik maddesidir.

Propolis

Arılar propolis olarak adlandırılan yapışkan bir madde yapmak için ağaçlardan, çiçeklerden ve yapay kaynaklardan reçine toplar. Propolisin içeriği kovana, mevsime, bölgeye ve mevcut reçine kaynaklarına göre değişir ancak “tipik” bir kuzey yarım küre ılıman ikliminde propolisin yaklaşık yüzde 50’si reçineler ve bitkisel balsamlardan, yüzde 30’u mumlardan, yüzde 10’u uçucu yağlardan ve yüzde 5’i polenlerden oluşur. Kimyasal bileşimi de bölgenin bitki yapısına göre değişmektedir. Arılar “arı yapışkanı” olarak da bilinen bu yapışkan maddeyi kovandaki çatlakları yamamak ve bakteriler ve mantarlara karşı koruyucu bir tabaka sağlamak için kullanır. Propolis kuruduğunda, sertleşir ve su geçirmez hala gelir.

Geçmişte arıcılar arıların propolisi koloniyi yağmur ve soğuk rüzgar gibi dış etmenlerden korumak için kullandığına inanırdı. Ancak artık arıların kış aylarında kovan daha fazla havalandırıldığında sağ kaldıklarını ve daha iyi durumda olduklarını biliyoruz.

Yirminci yüzyılda yapılan araştırmalar propolisin, arılar tarafından kovanın yapısını güçlendirmek, titreşimi azaltmak, kovana giren hastalıklara ve parazitlere karşı bir bariyer oluşturmak ve bakteri çoğalmasını engellemek veya kovan içindeki tehditleri “karantina altına almak” için kullanıldığını göstermektedir.

Arıları kovandaki çöpleri, atıkları dışarıya taşımayı sever. Ancak fare gibi ufak bir hayvan kovana girerek orada ölürse, arılar onu dışarıya taşıyamaz. Dolayısıyla ölü hayvanı propolis ile mumyalayarak onu kovanda yaşayanlar için zararsız hale getirirler.

Propolis yüzyıllar boyunca birçok kültür tarafından antiseptik, antimikrobik ve detoks sağlayıcı özellikleri için kullanılmıştır. Antibiyotiklerin yaygın olarak bulunmadığı ülkelerde, propolis çoğunlukla yanık, ülserler ve enflamasyon dahil çok farklı yaraları iyileştirmek için kullanılır (“Rusya penisilini” takma ismi de buradan gelir). Antiseptik temizlik maddesi veya merhem olarak kullanıldığında propolisin kesiklerde ve yanıklarda bakterilerin çoğalmasını önlediği söylenir. Alerjilerin şiddetini azaltmak için kullanılan bala benzer şekilde, propolis de antihistaminik olarak kullanılır ve yaygın olarak boğaz ağrısına çare olarak tüketilir.

Tıpkı diğer kovan ürünleri gibi, propolisin özellikleri kovanda kullanılan kaynaklara göre değişir. Bu nedenle bir propoliste bulunan potansiyel tedavi edici özellikler bir başkasında bulunmayabilir.

Arı Poleni

Erkek-gamet üretici madde olan polen çiçekli bitkilerin erkek organlarında oluşur.  Polenin içindeki en önemli maddeler proteinler ve amino asitler, lipitler ve şekerlerdir. Polinasyon polenin rüzgar, su, kuş veya birçok bitki için güvenilir bir polinasyon aracı olan arıların dahil olduğu böcekler ile stigmaya (dişi organ) taşınmasını içerir.  İşçi arılar yiyecek ararken polen toplarlar, topladıkları poleni peteğe getirip depolarlar. Daha sonra bunları tanecik halinde bir araya getirir ve bal ve nektar ekleyerek (veya şeker ve enzimler) laktik asit fermantasyonu aracılığıyla “arı yemine” dönüştürürler. Polen arılar için birinci besinsel protein kaynağıdır ve polenin tüketilmesi arıların balmumu ve arı sütü (bundan daha sonra bahsedeceğiz) üretmesini sağlar. 

Konuyla ilgili bilimsel olmayan literatürdeki bazı kaynaklara göre polen tüketmenin etkileri ve faydaları sonsuzdur. Birçok insan kronik problemlerinde iyileşme yaşadıklarını belirtirken; bazıları ise polenin soğuk algınlığını, sivilceleri, erkek sterilliğini, yüksek tansiyonu, ülserleri ve sinir ve endokrin bozukluklarını iyileştirdiğini iddia etmektedir. Ancak bildirilen faydalar genelde bilimsel çalışmalardan ziyada kişisel deneyimlerin sonucudur.

Polenin iyileştirici etkisine ilişkin tek uzun süreli, güvenilir ölçümler prostat problemleri ve alerjiler ile ilgili olanlardır. Batı Avrupa’da yapılan klinik testler ve gözlemler enfeksiyon ve şişmeden kansere kadar değişen prostat problemlerini tedavi etmede arı poleninin etkili olduğunu göstermiştir (Denis, 1966 ve Ask-Upmark, 1967). Antienflamatuar özellikleri nedeniyle arı poleni ağız yoluyla alındığında saman nezlesi ve polen hassasiyetinin semptomlarını tedavi etmek için kullanılır.

İddiaları destekleyen veriler olmadan değeri sık sık fazla olarak belirtilse de günümüzde arı poleninin en önemli kullanım şekli gıda takviyesi olarak kullanımıdır. Çoğunlukla “mükemmel besin” olarak pazarlansa da yağda çözünür vitaminler içeriğinin düşük olması veya bu vitaminlerden hiç bulunmaması bunu tartışmalı bir iddia haline getirmektedir. Arı poleni tüketmek faydalı olarak kabul edilir ancak üreticilerin iddia ettikleri faydalara güvenerek kendinizi riske atmayın. Arı poleni besin takviyesi veya ilaç olarak düşünüldüğünde,  her arı kolonisinden gelen polenin farklı olduğunu bilmek önemlidir – dünyanın bir tarafından gelen polen diğer tarafından gelen polenden her zaman farklıdır – ve hiçbir polen türü genel olarak “polenin” sahip olduğu faydalı özelliklerin hepsini içeremez.

Arı Sütü

Arı sütü (royal jelly) işçi arıların başlarında yer alan bezlerden salgılanan ve kolonideki tüm arı larvalarına besin olarak verilen beyaz, sıvı, macun benzeri bir maddedir.  Yüzde 67 su, yüzde 121/2 ham protein, yüzde 11 basit şekerler, yüzde 5 yağ asitleri, ve eser mineraller, enzimler ve C vitamininden oluşur.

Arı sütü 5 ile 15 günlük besleyici işçi arılar tarafından üretilir; işçi arılar larvaların ilk üç günü boyunca tüm arı larvalarını arı sütü ile besler ancak üç günden sonra sadece ana arı olarak belirlenen dişi larvalar büyük miktarlarda arı sütü ile beslenir ve bu durum yumurtalık gelişimini sağlayan bir seri moleküler olayı başlatır – DNA’nın epigenetik modifikasyonu – .  Ana arı daha sonra büyük, doğurgan ve uzun ömürlü bir arıya dönüşür ve yaşamı boyunca sadece arı sütü ile beslenmeye devam eder.

Arı sütü 4 günlükken ana arı yüksüklerinden toplanır. Yalnızca ana arı yüksüklerinden toplanabilir çünkü fazla miktarda arı sütü ana arıyı beslemek için orada depolanır (ana arı tam anlamıyla arı sütü içinde “yüzer”) ve işçi arı larva gözleri kendilerine verilir verilmez arısütünü tüketir.

Arı sütünün keskin bir kokusu ve ekşi bir tadı vardır. Diğer kovan ürünlerine benzer şekilde antimikrobik ve antibakteriyel özellikleri bulunur. Araştırmalar arı sütünün nörogliyal hücrelerin büyümesini stimüle edebileceğini ve dolayısıyla Parkinson ve Alzheimer hastalıklarının tedavisine yardımcı olabileceğini önermektedir. Ayrıca kolesterolü düşürdüğüne, tümörlerin vaskülarizasyonunu baskıladığına, enflamatuar hastalıklar ile savaştığına ve yaraları iyileştirdiğine dair ilgi de görmektedir.

İnsanların kullanımı açısından arı sütü, besin takviyesi olarak sınıflandırılmıştır. Arı sütünün kullanımı aslen uyarıcı özellikleri ve doğal olarak sahip olduğu iyileştirici özelliklerine dair şöhretiyle ilişkilidir. Ancak arı sütünün ilaç olarak sınıflandırılması için gereken veriler yeterli değildir.

Arı Zehri

Balarısı zehri işçi arıların iğne sistemiyle ilişkili iki salgı bezi tarafından üretilir. Üretimi işçi arının yaşamının ilk iki haftasında artar ve işçi arı, kovanın korunması ve yiyecek toplanması için çalışmaya başladığında maksimum seviyeye ulaşır.  Arı yaşlandıkça azalır. Ana arının zehir üretimi, diğer ana arılar ile ani gelişen kavgalarda onun hazır olmasını sağlayacak şekilde acil durumlarda en yüksektir.

Arı soktuğunda, zehir kesesinde bulunan 0,15 mg ile 0,3 mg arasındaki tüm zehri normalde zerk etmez  (sırasıyla Schumacher et al., 1989 ve Crane 1990). Yalnızca derisi bizim kadar sert bir hayvanı soktuğunda iğnesini kaybeder – ve iğneyle beraber zehir kesesi, kas ve sinir merkezi dahil tüm iğne sistemi de gider.  Ancak bu sinirler ve kaslar bir süre daha veya zehir kesesi boşalana kadar zehir zerk etmeye devam eder. Vücudunun bu kadar önemli oranda bir bölümünü kaybetmek arı için neredeyse her zaman öldürücüdür.

Ancak düşük dozlarda kullanıldığında arı zehri çok sayıda rahatsızlığı tedavi etmekte faydalı olabilir. Bu tedavi edici özelliği birçok eski uygarlıklar tarafından zaten biliniyordu.

Balarısı zehri berrak, kokusuz, suya benzer bir sıvıdır. Muköz membran veya gözlerle temas ettiğinde ciddi oranda yanma ve tahrişe yol açar. Kurutulmuş zehir açık sarı bir renk alır ve bazı ticari preparatların rengi kahverengidir ve bunun nedeninin zehir proteinlerinden bazılarının oksidasyonu olduğu düşünülmektedir.  Arı zehrinde, toplanma sırasında kolaylıkla kaybedilen bazı çok uçucu bileşenler bulunur.

Zehrin %88’i sudur. Zehrin glikoz, früktoz ve fosfolipit içerikleri arının kanında bulunanlara benzerdir (Crane, 1990). Çeşitli enzimler, peptitler ve aminler dahil en az 18 farmakolojik olarak aktif bileşen tanımlanmıştır. 

Kaynaklar: FAO Amerikan Apiterapi Derneği

Bu proje Erasmus+ Programı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmektedir. Ancak burada yer alan görüşlerden Avrupa Komisyonu ve Türkiye Ulusal Ajansı sorumlu tutulamaz.