Hastalıklar ve Parazitlerle Mücadele

Arıcılıkta muhtemelen en çok “Hastalık ve parazitlerle nasıl savaşabiliriz?” sorusu sorulur.

Konvansiyonel arıcılığın aksine, cevap kovana kimyasal bir çorba püskürtmek değildir. Cevap basit olarak sağlıklı bir koloni oluşturmaktır. Kolonimizin hastalık ve zararlılarla mücadele etmesine yardımcı olmak için öncelikle hastalıkların ve zararlıların nasıl çalıştığını anlamamız gerekir. Bu nedenle herhangi bir tedaviyi önermeden önce, hastalıkların oluşumuna ve sebebine bakacağız.

Ekolojik arıcılıkta, antibiyotikler gibi kemoterapötik önlemlerin uygulanmasının daima kalıntı tehlikesine neden olacağını aklımızda tutmamız gerekir. Bu nedenle, arıların, balın ve çevrenin iyiliği için, en doğal ve en az bulaşan çarelere başvurmalıyız.

Hastalığa karşı etkili savunma, arı kolonisinin en önemli başarılarından biridir. Bir arının bağışıklık sistemi omurgalı hayvanlara benzer şekilde işlev görür olmasına rağmen arı kolonisinin kendi kendine iyileşmesine yol açabilecek en etkili savunma mekanizması, koloniden olabildiğince çok patojen ajanı veya paraziti mümkün olduğunca uzaklaştırması yönündeki sosyal davranışıdır. Bu davranışsal savunma (girişin daraltılması ve/veya sokma), parazitlerin arı kolonilerine nüfuz etmesini önler veya öldürülmesini veya uzaklaştırılmalarını sağlar. Ölü organizma fare gibi kaldırılamayacak kadar büyük bir şey ise, arılar onu propolis ile tamamen kaplarlar. Bu, vücudun ayrışması sırasında patojenlerin salınmasını engeller. Propolis, yeni kuluçka yetiştirilmeden önce kuluçka gözlerinin içerisine de uygulanır. Gözlerin iç kısmının dezenfeksiyonu, çeneden gelen salgı ve propolis ile kaplanmasıyla etkin hale gelir. Bununla birlikte, hastalığa karşı en önemli savunma arıların hijyenik davranışlarıdır. Kuluçka hastalıklarına karşı savunma, etkilenen yavru gözlerinin tanımlanması ve çıkarılmasını içerir. Bu amaçla arılar her bir yavru gözünü incelerler. Sırlanmış bir gözde enfekte bir larvanın bulunması üzerine sırı alınır ve hasta yavru çıkarılır ve nihayet koloniden uzaklaştırılır. Arıcı, seyrek kuluçka yüzeyinden kuluçka hastalıklarına karşı alınan savunma faaliyetlerini anlar. Yetişkin arılar hastalanırlarsa ya koloniden ayrılmak zorunda bırakılırlar ya da ilk nektar uçuşu sırasında kaybolurlar. Dolayısıyla, uçuş aktivitesini arttırarak kendi kendine iyileşme sıklıkla mümkündür. Bu kışlama döneminde temizlik uçuşlarıyla veya nektar uçuşları yoluyla başlatılabilir bu ancak koloniye yeteri kadar polen ve nektar sağlanırsa mümkün olur. Bu çok etkili savunma mekanizmalarına rağmen, hastalıklar, parazitler ve tahrip edici böcekler arı kolonileri için bir problem teşkil edebilir.

Hastalıklar, göç ve kolonilerin, teçhizatın ve/veya arının satışı yoluyla yayılabilir. Gittikçe artan küreselleşme ile birlikte, arı kolonileri, büyük mesafelerde ve hatta kıtalar arasında taşınmaktadır ve bu şekilde yabancı arılar ve hastalıkları yayılır.

Bakteriyel Hastalıklar

Amerikan Yavru Çürüklüğü Hastalığı (AFB)

Dünyadaki ılıman ve alt-tropik bölgedeki arıcılar genellikle Amerikan Yavru Çürüklüğü’nü (AFB) kuluçkayı etkileyen muhtemel en yıkıcı mikrobik hastalık olarak kabul ederler. Hastalık ne Amerika kıtasından kaynaklanmamıştır ne de orayla sınırlıdır. Apis mellifera kolonilerinin bakıldığı her yere yaygın olarak dağılmıştır. Güneş ışığının bol olduğu ve sıcaklıkların yıl boyunca nispeten yüksek olduğu Tropikal Asya’da, hastalık arıcılık operasyonlarında nadiren ciddi hasarlara neden olur. Hastalık bulaşıcıdır ve patojen bakteri 50 yılı aşkın bir süre uykuda kalabilir.

Sebep:

Amerikan Yavru Çürüklüğü hastalığına yalnızca arı larvalarını etkileyen bir sporlu bakteri olan Paenibacillus larvaları neden olur; yetişkin arılar enfekte olmazlar. Koloni enfeksiyonun ilk aşamasında sadece birkaç ölü eski larva veya pupa gözlemlenir. Ardından, iyileştirici önlem alınmazsa, hastalık koloni içinde yayılır ve soygun, sürüklenen işçiler veya arıcının kovan manipülasyonlarının neden olduğu bulaşma sonucu arılıktaki diğer kolonilere hızla yayılabilir. Aynı şekilde, patojen ajan diğer arılıklara da yayılabilir. Doğal transfer, çoğunlukla, arılık çevresinde 1 km’lik bir yarıçap içerisinde gerçekleşir. Genellikle sporlar yabancı ballarla arı kolonilerine girerler. Ticari olarak bulunan ballar çok kirli olabilir; bu nedenle, bal işleme işletmelerine ve atık imha alanlarına özel dikkat gösterilmelidir.
Belirtileri: AFB enfeksiyonunun ilk aşamasında, peteğin üzerinde yavrunun ortaya çıkmadığı izole sırlı gözler görülebilir. Bu ölü yavru gözlerinin sırları genellikle sağlıklı gözlerin sırlarından daha koyudur, batırılmış ve sıklıkla deliklidir. Öte yandan sağlıklı yavru gözlerinin sırları hafifçe çıkıntılı ve tamamen kapalıdır. Hastalık koloni içerisinde yayılırken, dağınık, düzensiz, sırlanmış ve işlenmemiş kuluçka gözü yapısı sağlıklı kolonilerde gözlemlenen sağlıklı yavru gözlerinin normal, kompakt modelinden kolaylıkla ayırt edilebilir. AFB’dan etkilenen arı yavrusu genellikle gözlerde dikey olarak, yaşlı sırlanmış larva veya genç pupa aşamasındadır. Dolayısıyla, genellikle çıkıntılı bir dil ile vücudun geri kalan kısmı çürümüş halde bulunur. İlk önce ölülerin renkleri donuk beyaz renktedir ancak yavaş yavaş açık kahverengi, orta kahve ve sonunda koyu kahverengi veya neredeyse siyah renkte olur. Çürüyen yavruların kıvamı yumuşaktır. Ölmüş yavrular kabuk gibi kuruduktan sonra test kullanılamaz. Kuru yavru göz duvarının alt tarafında, torba hastalığının aksine, duvara sıkıca yapışmış olarak uzanmaktadır. Bu kabuk genellikle siyah veya koyu kahverengi ve gevrektir. Genellikle, ölü pupanın ince, ipliksi burnu veya dili üst gözün duvarına doğru eğimli olarak kabuktan çıkıntılı olarak görülebilir.

Kontrol:

Arıcılığın büyük ticari işletmeler barındıran birçok ülkede, sık ve verimli muayene hizmetleri ileri düzeydedir ve ciddi bal arısı hastalığının arılıklarda sebep olduğu zararı en aza indirmek için bir ‘arama ve yok etme’ stratejisi benimsenebilir. Prosedür, nitelikli arı müfettişleri tarafından kovanın denetimini içerir. Amerikan Yavru Çürüklüğü ile enfekte olan balarısı popülasyonu öldürülür ve koloni grubuna ait kovan malzemeleri dezenfekte edilir veya yakılarak yok edilir. Arılar genellikle zehirli gazla, örn. sülfür tozu yakılarak, öldürürler. Tüm ölü arılar, çerçeveler, ballıklar, bal ve kirlenmiş teçhizat yerdeki 1m x 1m x 1m çukura atılır. Yığın üzerine gazyağı dökülür ve ateşe verilir. Tüm malzemeler tamamen yakıldığında, sağlıklı kolonilere ait işçi arıların kirli balları yağmalamalarını önlemek için çukur dikkatlice doldurulur. Yukarıda belirtilen yöntemin etkili olduğu kanıtlanmış olmasına rağmen, AFB ile enfekte kolonilerin ve teçhizatın yakılması, özellikle arıcılık ekipmanlarının yüksek maliyeti düşünülünce maliyetlidir. Arılardan ayrı olarak, sporların ana taşıyıcıları oldukları gerekçesiyle kuluçka peteklerinin ve besin peteklerinin imhası kesinlikle gereklidir. Laboratuvarda bal mumu örneklerinin incelenmesinde Paenibacillus sporları ortaya çıkmazsa, kuru petekler, kuluçka olmaksızın, korunabilir. Bu durumda kuru petekler de yok edilmelidir. Eski kovanlar yakılmalı. Bununla birlikte, iyi korunmuş kovanlar dezenfekte edilmelidir. Bir kovanın iç kısmı, dikkatli bir şekilde temizlendikten sonra, bir gaz brülörünün alevi ile hızlıca alevden geçirilir. Ahşap yüzey hafif kahverengimsi görünmelidir. Bu mümkün olmadığında, ör. kovan plastikten yapılmışsa, temizlenmeli ve yüzde 3 ila 5 sodyum hidroksit ile fırçalanmalıdır. Dezenfeksiyon için başka maddeleri kullanmadan önce, arılara veya işlenmiş balın tüketicisine tehlike oluşturabilecek kalıntıların kalmamasına dikkat edilmelidir. Yapay oğul yöntemi uygulanırsa, arıların öldürülmesinden kaçınılabilir. Geleneksel yöntem arı kolonisini birkaç gün boyunca karanlık bir ortamda tutmaktır. Arılar, yeni petekleri olan kirden arındırılmış bir kovana itilir, arı girişi kapanır ve karanlık, tercihen oldukça serin bir odaya yerleştirilir. Arılar, iki gün içinde kirlenmiş yiyecekleri tüketir. Koloniler daha sonra ya eski konumlarına ya da en az 3 km uzaklıktaki bir mesafeye yerleştirilebilir. Arılar üç gün boyunca karanlıkta muhafaza edilirse, eski konumlarını unuturlar ve herhangi bir yere yerleştirilebilirler. Bununla birlikte, üçüncü gününde, bazı besin sıkıntıları meydana gelebilir. Bu nedenle, koloniler beslenmelidir. Doğrudan yapay oğul yöntemi daha az karmaşıktır. Önce temiz, kirden arınmış bir kovan hazırlanır. Petekler yerine koloni kuvvetine bağlı olarak, daha fazla petek yapımı için başlangıç olarak bir mum şeridi sağlanmış, üç ila altı ahşap çubuk içerir. Girişe veya kovanın alt kısmına sabitlenmiş bir ana arı ızgarası kullanmak, ana arının kaybolmasını önler. Hazırlanan kovan, sanitasyona tabi tutulan koloninin eski standına yerleştirilir. Artık arılar boş kovana itilir veya fırçalanır. Üç gün sonra arılar tarafından kısmen üretilen petekler yeniden kovandan çıkarılır ve yakılır. Daha sonra gözleri belirlenmiş petekler bunların yerini alır. Artık sanitasyon bitmiştir. Petekler ve eski koloninin kovanı yakılır veya dekontamine edilir. Bazı ülkelerde, AFB’ile enfekte kolonilerini yok eden arıcılar doğrudan ya hükümetten ya da arıcılık organizasyonlarından tazminat alır.

Avrupa Yavru Çürüklüğü Hastalığı (EFB)

Amerikan yavru çürüklüğü hastalığında olduğu gibi, bu bakteriyel arı kuluçka hastalığının adı da uygun değildir. Avrupa Yavru Çürüklüğü hastalığının dağılım aralığı tek başına Avrupa’yla sınırlı değildir ve hastalık Apis mellifera kolonilerinin bakıldığı bütün kıtalarda bulunur.

Sebep:

EFB’nin patojen bakterisi Mellissococcus pluton’dur. Dantel şeklinde olup tek tek, çeşitli uzunluklarda zincirlerde veya kümeler halinde bulunur. Bakteri, Gram pozitiftir ve spor oluşturmaz. M. pluton’un birçok suşu bilinmesine rağmen, hepsi yakından ilişkilidir.

Belirtileri:

EFB tarafından öldürülen bal arısı larvaları AFB tarafından öldürülenlerden daha gençtir. Genel olarak, hastalıklı larva, ya 4-5 günlük iken ya da sargı halindeyken ölür. Larvanın rengi parlak beyazdan soluk sarıya, sonra da kahverengiye kadar bozunur. Kuruduğunda, AFB kabuğunun aksine, EFB tarafından öldürülen larvaların kabukları hücre duvarlarına yapışmaz ve kolaylıkla çıkartılabilir. Kabukların dokusu, AFB’da olduğu gibi kırılgan olmaktan çok lastiklidir. Çürümüş larvalarda ekşi bir koku tespit edilebilir. Klinik tablo ve koku içerdiği diğer bakterilerin türüne göre (Bacillus alvei, Streptococcus faecalis, Achromobacter eurydice) değişiklik gösterebilir. EFB’nin karakteristik bir diğer belirtisi de etkilenen larvaların çoğunun hücreleri sırlanmadan ölmesidir. Hastalıklı larva hücrelerde biraz yerinden çıkmış gibi gözükür.

Hastalıklı bir kolonide dağınık halde sırlanmış ve sırlanmamış kuluçka peteği görüldüğünde, bu normalde koloninin ciddi bir enfeksiyon evresine geldiği ve önemli derecede zayıflamış olabileceğinin bir göstergesidir. Ancak, tüm kuluçka hastalıklarında durum budur. EFB, AFB ile aynı şekilde aktarılır. Kalıcı bir form olan Melissococcus pluton spor oluşturmaz, ancak P. larvae sporlarına göre daha az dirençli kapsüller oluşturur. M.pluton’un tespiti normalde mikrobiyolojik olarak yapılır.

Kontrol:

Bir EFB kontrol metodunun seçimi, enfeksiyonun kuvvetine, yani kaç kuluçka gözüne ve peteğe bulaştığına bağlıdır. Enfeksiyon zayıfsa, genellikle arıların hijyen davranışlarını tetiklemek yeterlidir. Ya iyi bir nektar alanına yerleştirilir ya da bal ya da şekerli su ile beslenirler. Her bir peteğe seyreltik bir bal çözeltisi püskürtülürse daha iyi bir sonuç elde edilir. Enfeksiyon daha kuvvetliyse, en çok bulaşma olmuş kuluçka peteklerini çıkarıp koloni içindeki patojenlerin sayısını azaltmak mantıklı olur. Daha sonra bunlar boş petekler veya sağlıklı kuluçka petekleri ile değiştirilir. Arıların hijyen davranışı genetik olarak belirlendiğinden, ana arının değiştirilmesi de mümkündür. Ana arıyı değiştirmek daha çok yumurta veren bir ana arı vererek koloniyi güçlendirilebilir, böylece hastalığa karşı direncini arttırır ve devam eden kuluçka döngüsünü kesintiye uğratarak arılara enfekte olmuş larvaları kovandan çıkarmak için yeterli zamanı verir. Ciddi durumlarda AFB için kullanılan aynı yöntem kullanılabilir. Bununla birlikte, bazen antibiyotikler gibi kemoterapötik önlemlerin alınması gerektiği halde, bunların uygulanması daima kalıntı tehlikesine neden olabilir.

Mantar Hastalığı

Kireç Hastalığı (Ascosphaerosis)

Sebep:

Kireç hastalığı mantar Ascosphaera apis’in neden olduğu bir hastalıktır. Adından da anlaşılacağı gibi, bal arısı kuluçkalığını etkiler. Bu mantar sadece cinsel üreme sırasında spor oluşturur. Mantarların sporları genellikle 3-4 gün yaşındaki larvaları enfekte eder. Sporlar ya besin yoluyla ya da vücut yüzeyinden emilir.

Belirtileri:

Başlangıçta ölü larva gözün büyüklüğüne kadar şişer ve beyazımsı mantar miseli ile örtülür. Daha sonra, ölü larvalar mumyamsı hal alır, sertleşir, küçülür ve kireç gibi görünür. Ölü larvaların rengi, misellerin büyüme evresine göre değişir: önce beyaz, sonra gri ve en sonunda sporokarp oluşunca siyah. Enfeksiyon ağır olduğunda, sırlanmış yavruların çoğu ölür ve hücrelerinde kurur. Bu tür petekler sarsıldığında, mumyalanmış larvalar cızırtılı bir ses çıkarır. Laboratuvarda mantar morfolojik olarak tanımlanabilir.

Kontrol:

Diğer kuluçka hastalıklarında olduğu gibi arılar, hijyen davranışları ile enfekte olmuş yavruları çıkarır (bakınız Avrupa yavru çürüklüğü), bu özellikle beyaz mumyalar için etkilidir. A. apis’in sporokarpları geliştikçe temizlikçi bal arıları bu davranışa göre sporları koloni içine yayar. Beyaz mumya safhasında mantar kovan tabanında gelişmeye devam eder. Eğer mumyalar çabucak çıkarılmazsa, sporlar dolaşan havayla kuluçka gözlerine  taşınabilir. Arıcı, arıların kuluçka koşullarını değiştirerek arıların hijyen davranışlarını uyarabilir. Bu bağlamda, kovan boyutunu arı koloni kuvvetine uyarlamak en önemli olgudur. Arıların bu şekilde çok sayıda kuluçka gözünü inceleme ve temizleme şansı vardır. Bu nedenle, çoğu durumda, halihazırda Avrupa yavru çürüklüğü kontrolü altında açıklanan hijyen davranışını uyarma yöntemi, kireç hastalığının kontrolü için de yeterlidir. Arıcı, koloninin güçlü bir işçi nüfusuna sahip olmasını ve kovanın iyi havalandırılmasını ve biriken nemden arındırılmasını sağlamalıdır. Kireç hastalığı enfeksiyonunun erken evrelerinde, genç erişkin işçiler ekleyip ve kuluçkalığı boşaltmanın, şeker şurubu beslemesi ile kombine edildiğinde, çoğunlukla yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Şu anda, kireç hastalığına karşı başarılı bir kimyasal önlem bulunmamaktadır. Bu, kimyasal uygulamanın kireç hastalığının kontrolü için küçük bir etki gösterdiği anlamına gelir. Çoğunlukla ticarileştirilmiş maddeler yalnızca püskürtüldüğü veya yukarıda açıklandığı gibi şekerli su ile beslendiğinden dolayı olumlu bir etki gösterirler.

Viral Hastalıklar

Viral enfeksiyonun kolonide yol açtığı hasar, ilgili virüsün türü ve suşu, koloninin kuvveti, hava koşulları, mevsim ve besin mevcudiyeti gibi, bir takım faktörlere bağlı olarak değişir. Temel olarak arılar, kitin vücut kabuğu ve bağırsak koruyucu kılıfı ile enfeksiyona karşı iyi korunmuştur. Bununla birlikte arıların kanını emen parazit akarlar bu korumayı delebilirler. Bu nedenle, artan parazit saldırısına genellikle virüs enfeksiyonunun artışı eşlik eder. Akut Paraliz Arı Virüsü (APBV) ve Deforme Kanat Virüsü (DWV) gibi az bilinen virüsler gelecekte giderek tahrip edici hale gelebilir. Çoğu virüs hastalıklarının yaşam döngüsü ve patojenitesi hakkında pek fazla bilgi bulunmadığından bunları kontrol etmek için az yol vardır. Bu nedenle, bu durumu yansıtan, sadece en yaygın olan torba hastalığı açıklanmaktadır.

Torba Hastalığı

Belirtileri:

Patojenik virüsün bir koloniye bulaşıp bulaşmadığını belirlemek için kovan kontrolü, semptomolojiyi takiben kolaylıkla yapılabilir. Hastalıklı larva dört gün sonunda pupaya dönmez;  gözlerinin içinde sırt üstü boylu boyunca uzanırlar (Avrupa yavru çürüklüğünden etkilenen larvaların çoğunlukla bükülmüş konumundan farklıdır. Başı ve göğüs kafesinden oluşan larvanın ön kısmı, vücudunun renk değiştiren ilk kısmıdır, beyazdan soluk sarıya ve en sonunda koyu kahverengi ve siyaha dönüşür. Larvayı gözlerden çıkarınca, inceleyen kişi derilerinin oldukça sert olduğunu ve içeriğinin sulu olduğunu kolayca gözlemleyebilir; enfekte larvalar küçük, sulu bir kese görünümündedir. Gözlerinin içinde kalan ölü larvalar, sonunda gözün tabanına gevşek biçimde yapışan düz kabuklar şeklinde kurur.

Kontrol:

Torba hastalığının önlenmesinde veya kontrolünde hiçbir kemoterapötik madde etkili değildir. Koloni, arıcıların müdahalesi olmaksızın, özellikle de enfeksiyon coğrafi bölge için yeni değilse, enfeksiyondan kurtulurlar. Bu esas olarak arıların hijyen davranışlarına bağlıdır ve diğer kuluçka hastalıklarında olduğu gibi uyarılabilir (bkz. Avrupa yavru çürüklüğü). Hastalık genellikle koloni stres altındayken ortaya çıktığı için (yiyecek sıkıntısı, yiyecek depolama alanı, yağışlı ya da soğuk mevsimlerdeki nem gibi olumsuz iklim koşulları, hijyenik olmayan kovan girişi, zayıf ana arı, diğer hastalıklarla bulaşan hastalıklar, vb.), arıcı, enfekte yavru gözlerini çıkararak ağır vakalarla uğraşmalı ve koloni gücünü geri getirmek için diğer yönetim önlemlerini, yiyecek sağlama ve işçi nüfusu ekleme gibi, almalıdır. Son derece güçlü bir enfeksiyon varsa, Amerikan yavru çürüklüğünde olduğu gibi yapay oğul yöntemi uygulanabilir.

Prozoon Hastalığı

Nosema Hastalığı (Nosemosis)

Nosema hastalığı genellikle yetişkin arılar için en yıkıcı hastalıklardan biri olarak kabul edilir ve işçileri, ana arıları ve erkek arıları da etkilemektedir. Ciddi şekilde etkilenen işçi arılar uçamaz ve kovan girişinde sürünebilir veya çerçevelerin üstünde titreyerek durabilir. Arılar fizyolojik olarak yaşlanıyor gibi görünürler: ömürleri çok kısalır ve hipofaringeal bezleri bozulur, sonuçta koloni kuvveti hızlı bir şekilde azalır. Diğer önemli etkiler anormal derecede yüksek kış kayıpları ve ana arının dışarı atılması olarak ortaya çıkmaktadır. Belirgin bir şekilde uzun süre uçuşu kısıtlayan iklimlerde, yani bir gün bile uçuş imkanı olmadığı durumlarda, enfeksiyon, koloni kuvvetini gözle görülür derecede etkileyen ciddi bir aşamaya kolayca ulaşır. Diğer iklimlerde daha az belirgin olan enfeksiyon seviyeleri çoğu zaman fark edilmemektedir. Nosema hastalığının yol açtığı hasar, toplu olarak arılığın verimliliğinde büyük kayıplara neden olabileceği için tek tek koloniler üzerindeki etkisiyle değerlendirilmemelidir.

Sebep:

Hastalığa 5-7 mm arası sporları arıları saran protozoon Nosema apis neden olur, sporlar yiyecekle emilir ve orta midede gelişir. Bağırsak duvarı içine nüfuz ettikten sonra hücreler yeni sporlar oluşturarak çoğalırlar, bu sporlar yeni bağırsak hücrelerini enfekte eder veya dışkılama ile atılırlar. Arıların beslenmesi, özellikle protein metabolizması, bozulur.

Belirtileri:

Ne yazık ki, ne hastalıklı bir işçi arının öldürülmeden tanımlanmasına imkân tanıyan güvenilir bir alan tanı semptomu ne de arıcının enfekte bir ana arıyı tanıma imkanı vardır. Bununla birlikte, ciddi enfeksiyon vakalarında, bazen hastalıklı arılar sağlıklılardan ayrılabilir, enfekte bir işçinin karnı genellikle şişmiş ve parlak görünüşlüdür. İnceleme sırasında, enfekte olmamış arıların sindirim tüpündeki tüm dairesel kasılmalar açıkça görülür, hastalıklı arılarda kasılmalar açıkça görülemez. Bağırsakları bağlayan ilk abdominal segmentler, öldürdükten sonra, kolay ayrılır, güçlü virüs bulaşması durumunda beyazdır, enfeskiyon yoksa ya da düşük bir enfeksiyon varsa normal şeffaf koyu gri/koyu sarıdır. Nosema hastalığını tespit etmenin en güvenilir metodu, tanı için bir mikroskop kullanılan laboratuvar prosedürlerini içerir. Yetişkin işçiler için kullanılan basit bir tanı yöntemi, şüphelenilen 20 işçiden birer örnek kullanmaktır. Arılar öldürülür ve karınları alınır ve suyla öğütülür (numune başına 2-3 ml). Toz haline getirilmiş arı abdomenlerinin süspansiyonundan bir damla daha sonra bir mikroskop altında incelenir. Hastalık mevcutsa, parlak, flüoresan kenarlı oldukça büyük ayrı ayrı çubuk şeklinde sporlar gözlemlenecektir. Mikroskopun görsel alanında, 400 kat büyütmede, 20 spora kadar zayıf, 20 ila 100 orta ve 100 ve daha fazlası şiddetli bir enfeksiyon belirtir. Üretken arıcılıkta, iyi yumurta verme yeteneğine sahip sağlıklı bir ana arı her zaman gereklidir ve ana arılardaki Nosema hastalığı bu nedenle kritiktir. Ana arının yumurta verme yeteneği muhtemelen dışarı atılması sağlanarak azaltılabilir. Ayrıca hastalığın koloni içinde yayılmasının başlıca nedeni olabilir. Öte yandan, arıcılar doğal olarak ana arılarının enfekte olma ihtimalinin net olmaması durumunda ana arıyı yok etmekte isteksizdirler. Dışkısının mikroskobik incelenmesi, ana arıdaki hastalığın varlığını veya yokluğunu doğrulamaktadır. Tek başına bir Petri kabına yerleştirilen kraliçe, yaklaşık bir saat içinde dışkı giderirken, dışkıları renksiz berrak sıvı damlaları olarak görür. Bu sıvı, daha fazla hazırlığa gerek olmaksızın, sporların varlığı için mikroskop altında incelenebilir (bkz. OIE Teşhis El Kitabı, 2004).

Kontrol:

Nosema, kolonileri olabildiğince güçlü tutarak ve olası stres nedenlerini ortadan kaldırarak kontrol altına alınabilir. Koloniler ve arılıklar, soğuktan ve nemden yeterli havalandırma ile korunmalıdır. Arıların dışkılamak için düzenli nektar uçuşu şansı olmalıdır. Bu koloni içindeki sporların yayılmasını engeller. Arıcılar ayrıca kolonilerinin ve ana arılarının hastalıksız kaynaklardan gelmesini sağlamalıdır. Nosema apis sporları ile kontamine olduğundan şüphelenilen kovan ekipmanları, tercihen ısı ve fümigasyonla iyice dekontamine edilmelidir. En iyi önlem, petekleri iki yılda bir değiştirmenizdir. Normal balmumu işleme sırasında Nosema sporları öldürülür.

Parazitik Arı Akarları

Varroa Akarı (Varroasis)

Varroa istilasının genel etkisi, bal arısı kolonilerini zayıflatmak ve böylece çoğu zaman ciddi bir şekilde bal üretimini azaltmaktır. Zaman zaman A. melllfera’da yoğun varroa istilası, istenmeyen oğul vermeye neden olabilir. Günümüzde bu parazit, Avustralya ve Yeni Zelanda Güney Adası hariç tüm dünyada bulunur.

Sebep:

Varroa destructor (daha önce Varroa jacobsonii ile karıştırılmıştır), diğer akar türlerine kıyasla oldukça geniştir ve çıplak gözle görülebilir. Yetişkin dişisinin şekli belirgindir: yukarıda görüldüğü gibi, vücudun genişliği uzunluğundan daha büyük, yani yaklaşık 1.6 x 1.1 mm’dir. Akar, kırmızımsı kahverengi renkte ve parlaktır ve vücut sırttan karına doğru düzleşmiştir ve kısa tüyler (sert kıllar) ile örtülüdür. V. destructor’un erişkin dişileri kuluçka gözleri içerisinde veya petek yüzeylerinde hızla yürürken bulunur. Akarlar tek halde genellikle yetişkin arıların gövdesine sıkıca yapışırlar; çoğunlukla segmentlerin üstüste geldiği, göğüs ile karın arasındaki ve ventral girişteki abdomen üzerindedirler. Yetişkin erkekler ve her iki cinsiyette olgunlaşmamış aşamalar (yumurta, protonimf ve döteronimf), kuluçka gözlerinin dışında yaygın olarak görülmez. Parazitin tüm olgunlaşmamış aşamaları kuluçka gözlerinin içinde yaşarlar. Enfekte olmuş gözler açıldığında ve yavru dikkatlice uzaklaştırıldığında gözlemlenebilirler. Olgunlaşmamış akarlar parlak beyazdır ve yetişkin dişiler kahverengi iken, erkek akarlar dişilerden daha küçüktür ve nadiren görülürler çünkü sadece kuluçka gözleri içerisinde bulunurlar.

Belirtileri:

Varroa bal arılarına doğrudan beslenerek yaralanmalara neden olur. Yetişkin dişi, arıların yumuşak segmentler arası zarını sivri kıskaçları (keliser) ile deler ve arıların hemolenfini (‘kan’) emer. Bununla birlikte, yetişkin arı, sadece istila şiddetli ise zarar görür. Varroasis bir kuluçka hastalığıdır. Birden fazla paraziter dişi akar yavru gözünü istila ederse, yavruda çürüme veya kısalmış karın veya deforme kanatlar da dahil olmak üzere, deformasyonlar meydana gelir. Sadece bir akar göze sızdıysa, arıların ömrü önemli ölçüde kısalmış olsa da, semptomları görünmeyebilir. Dahası, arının davranışları bozulabilir, ör. yön bulma ya da besin toplama. Enfekte arılarda sıklıkla vücutta yağ azalması oluşur bu da bezlerinin işleyişini engeller veya böcek ilaçlarına karşı duyarlılıklarını arttır. Erkek arıların sperm üretimi önemli ölçüde azalabilir. Varroasis çok etkenli bir hastalıktır. Varroa akarları tarafından istila öncesi az hasara neden olabilecek virüs hastalıkları sıklıkla varroaya eşlik eder. Normalde, dış iskelet arıları birçok virüs enfeksiyonundan korur. Bununla birlikte, akar bu doğal bariyere nüfuz eder ve virüsleri aktarır veya virüslerin çoğalmasını tükürüğüyle uyararak teşvik eder. Virüsler parazitin virülansını arttırarak varroasis gelişimini hızlandırır gibi görünür. Nosema ve torba hastalığı gibi diğer hastalıklar da benzer etkilere sahiptir. Ayrıca, olumsuz iklim koşulları veya polen ve nektar stoklarının yetersiz olması, parçalanma sürecini artırabilir. Tedavi edilmediğinde koloniler genellikle iki ila üç yıl sonra ölürler, yönetim hataları da kolonilerin çökmesine neden olabilir. Varroa akarı tarafından yok edilen koloniler genellikle yalnızca bir avuç arı ve ana arı ile kalırlar, diğer arılar nektar arama sırasında ölürler veya akar nüfusunun bu kolonileri öldürmeden önce daha da artabileceği komşu kolonilere sürüklenirler. Bu şekilde, akarlar bir çeşit domino etkisi gibi geniş alanlarda kolonilerin ölmesine neden olabilir Kanatları deforme olmuş, petek yüzeylerinde veya kovan girişinde sürünen yetişkin arıların varlığı genellikle ağır akar istilasının geç bir aşamasına işaret eder. Akarları tespit etmek için bir çok başka yöntem de kullanılabilir. En güvenilir, belki de en çok zaman alan, yavru gözlerin, özellikle de erkek arı gözlerinin rasgele açılması ve doğrudan örneklemesidir. Larvalar/pupalar ne kadar yaşlı olursa bu işlem de o kadar kolaylaşır. Yavru ince bir forseps ile gözden çıkarılır ve göz akarların mevcudiyeti açısından incelenir. Akar istila seviyesinin değerlendirilmesinden önce 100 ila 200 arasında göz açılmalıdır. Yetişkin arıları muayene etmek için, arılar kuluçka peteklerinde yakalanır ve kavanozlara konur, kavanozun içine bir pamuk üzerinde kloroform, eter veya alkol konulur. Arılar zehirlenir ve akarlar cam duvara tırmanırlar. Geri dönen tarlacılar da kovan girişinde elle yakalanabilir ve güneş ışığına karşı tutunabilir; arıların abdominallerine tutturulan akarlar görülebilir. Başka bir yöntem, alt tahtanın büyüklüğüne göre inşa edilmiş, beyaz veya açık renkli bir zemine sahip, özel olarak yapılmış çinko, plastik veya ahşap tepsileri kullanmaktır. Tepsi tabanının yaklaşık 1 cm üzerinde sabitlenmiş, 2 mm’den daha küçük bir ağ gözü ile donatılmış tepsiler, kovanların alt tahtalarına yerleştirilir ve bir ila üç gün sonra ölü akarların varlığı açısından incelenir. Kafes, arıların ölü parazitleri kovandan çıkarmamasını engeller (bkz OIE Teşhis El Kitabı, 2004). V. destructor’un kontrolü dünyadaki arıcıların karşı karşıya bulunduğu en zor görevlerden biridir. Akar, hayat döngüsü konakçısınınki ile iyi senkronize olmuş, oldukça başarılı bir parazittir. Şu anda kontrolüne yönelik iki temel yaklaşım mevcuttur: kimyasal kontrol ve kovan manipülasyon teknikleri bazen ‘biyolojik kontrol’ olarak anılmaktadır. Kimyasal kontrol balın kontaminasyonu, kalıntıların kovanı içinde birikmesi ve arılar için zehirli etkiler gibi riskleri yaratır, bu nedenle organik yöntemlere odaklanacağız. Kimyasal madde kullanımından kaçınılamıyorsa, sadece bal hasadından sonra, yani bal haznesinin sırasıyla ballı peteklerin süzülmesinden sonra başlanmalıdır. Kalıntılardan sakınmanın tek yolu budur.

Organik asitler:

Çoğu organik asit balın doğal bileşenidir. Çoğu ülkede, sabit maksimum kalıntı limiti belirlenmemiştir. Açıkçası, doz aşımı, balı ‘aşırı asitli’ hale getirebilir ve tadını değiştirebilir. Arıların zarar görmesini önlemek için de fazla doz verilmesinden kaçınılmalıdır. Asit kullananlar risklerin farkında olmalı ve koruyucu giysiler giymelidir. Formik asit en güçlü organik asittir ve cilt ile temasa girmesi halinde ileri derecede cilt yanmalarına neden olabilir. Asit hazırlanırken ve uygulanırken cilt ve gözler yeterli seviyede korunmalıdır. Buna ek olarak, bir kova su, bir ‘yangın söndürücü’ görevi görmek üzere yakında tutulmalıdır. Asit giysi üzerinde olduğu sırada su aramak zorunda kalırsınız veya deride derin yaralar meydana gelebilir. Aynı durum oksalik asit için de geçerlidir. Burada, çözeltiyi kristal formundan hazırlarken özel önlem gereklidir. Solunumunu önlemek için özel bir ağız koruyucusu takılmalıdır.

Formik Asit:

Formik asit, sırlanmış kuluçka gözlerindeki akarların bir kısmını öldürebilir. Formik asitin en azından iki ila üç hafta süreyle sırlanmış kuluçkalı kolonilerde buharlaştırılmasına izin verilmesi önerilir. Bu şekilde, yavrulardan çıkan akarlar da öldürülür. Çeşitli aplikatörler bu amaçla etkili olduklarını kanıtlamıştır. Bir fitil veya kağıt keçe ile donatılmış küçük bir kap, en az 14 gün süreyle buharlaşmak için 200 ml %85’lik formik asit ile doldurulur. Buharlaşacak miktar, fitilin uzunluğu veya keçenin boyutu vasıtasıyla düzenlenebilir. Konteyner, peteklerin üstünde boş bir üst bölüme veya bazı petekler çıkarıldıktan sonra boş alana yerleştirilir. Dış sıcaklık 12° C’den (54°F) düşük ve 25° C’den (77°F) yüksek olmamalıdır. Arı ve kuluçka hasarını önlemek için formik asit koloniye sadece öğleden sonra verilmelidir. Buna ek olarak, giriş deliği genişçe açıksa fizyolojik tolerans artar. Formik asidi vermenin daha kolay bir yolu, bir sünger veya benzer emici bir malzeme kullanmaktır. Petek başına 3 ml’lik % 60 formik asitten oluşan bir çözelti sünger dokusu üzerine uygulanır (Langstroh boyutu). Daha küçük petek boyutları için miktar uygun şekilde azaltılmalıdır. Kovan altındaki bezin üzerine sabitlenmiş bir ızgaralar arıların asitle kendilerini yakmalarını önleyecektir. Izgara mümkün olduğunca kuluçkadan uzak olmalıdır. Uygulama üç ila dört kez en az yedi gün aralıklarla tekrar edilebilir.

Okzalik Asit:

Formik asidin aksine, oksalik asit buharlaşma yoluyla değil, arılarla temas yoluyla etkimektedir. Otuz gram kristal okzalik asit (dihidrat) bir litre şekerli suda (1: 1) çözülür. Kristal formdaki asit kullanılırken, sağlık riskleri nedeniyle özel önlemler alınmalıdır. Koruyucu gözlükler, asit geçirmez eldivenler ve uygun bir ağız koruyucusu ile birlikte çalışılmalıdır. Koloninin büyüklüğüne bağlı olarak kovan başına 20 ila 30 ml süspansiyon arı yollarına damlatılır. Tedavinin tekrarı arılara zarar verebilir. Asidin buharlaştırılabileceği aplikatörler mevcuttur.

Laktik asit:

Laktik asit arılar tarafından kesinlikle daha iyi tolere edilir ve sıcak iklim bölgelerinde sorunlara neden olmaz. Dezavantajı, arıların asit ile püskürtülmesi için her peteğin süzülmesi gerekliliğidir. Peteğin bir tarafına uygulanan dozaj 8 ml, yüzde 15 asittir. Bu tedavi yedi gün aralıklarla birkaç kez tekrar edilebilir
Eter yağları Varroa akarlarına karşı yeterince etkili eterik yağ timol’dür.

Timol ticari olarak temin edilebilir bir hazır müstahzar veya kristal formda uygulanabilir. Bu amaçla, arı başına 0,5 mg timol bir gazlı bez torbasına konur ve birkaç hafta peteklere bırakılır. Bu şekilde, yavrulardan çıkan akarlarda  etkilenecektir.

Kovan manipülasyonu ile kontrol:

Varroa akarı, gelişme döngüsünü tamamlamak için arı kuluçkasına bağımlıdır. Akar, erkek gözlerini işçi gözlerine tercih ettiği için, kolonilere boş çerçeveler verilir ve bu koloniler çerçeveye erkek gözleri açar. Gözler sırlandığında, gözler içine sıkışmış akarları içeren çerçeveler kaldırılır ve yok edilebilir. Akarlar aynı zamanda tekli kovanlarda dikey ana arı ızgarası kullanılarak işçi kuluçka çerçevelerine de sıkıştırabilirler. Ana arı iki ızgara arasında sınırlanır ve sadece bir çerçeveye yumurta bırakmasına izin verilir. Kolonideki dişi akarlar, gözler sırlandığında koloniden çıkarılacak olan bu kuluçka çerçevesine çekilir ve böylece parazitler tarafından istila edilen kuluçka hücreleri yok edilebilecektir.

Kaynaklar:  FAO

Bu proje Erasmus+ Programı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmektedir. Ancak burada yer alan görüşlerden Avrupa Komisyonu ve Türkiye Ulusal Ajansı sorumlu tutulamaz.